Yeryüzü Demokrasisi; Okuma Notları

K

Kübra ERSÖZ

Yazar

27 Aralık 2025

Yeryüzü Demokrasisi siyasi bir harekettir. Bu hareket barış, adalet ve sürdürülebilirlik hedeflerini kendine konu edinmiştir. Yeryüzü, dünya, doğa, su, biyoçeşitlilik, tohumlar insanlara ait değildir ve onları istediğimiz gibi özelleştiremeyiz. (11,12) Kitabın başında da bu gibi görüşlerden bahsetmektedir. Kitabımızda da belirtilen bir görüş benim de onayladığım ve yapılması gereken bir görüş olmuştur. Bu görüş ise şöyledir; “Gezegenin bir ortak mülk olduğu görüşü savunulmaktadır.” (12) Gezegenimiz ve gezegenin bize sunduğu tüm her şey biz canlıların ortak mülküdür ve bu mülk kişilerin çıkarlarına göre değiştirilemezdir. Zamanla oluşan şirket küreselleşmeleri yüzünden tohum çeşitliliklerinde kayıplar, sağlıklı gıdaların yok olması, tarım alanlarının tahrip olmasına ve bireylerin psikolojik olarak etkilenmelerine neden olmuştur. Yeryüzü Demokrasisi ise bizlere sürekli yenilemeyi ve hep üretmeyi hayat felsefesi edinmeyi söylemektedir. Kitapta da bulunan Yeryüzü Demokrasisi İlkeleri;

-Tüm türlerin, halkların ve kültürlerin kendilerine has değerleri vardır.

-Yeryüzü topluluğu, tüm yaşamın demokrasisidir.

-Doğadaki çeşitlilik ve kültürel çeşitlilik savunulmalıdır.

-İdame, tüm canlıların doğal hakkıdır.

-Yeryüzü Demokrasisi yaşayan ekonomilere ve ekonomik demokrasiye dayanır.

-Yeryüzü Demokrasisi yaşayan bir demokrasidir.

-Yaşayan kültürler yaşamı besler.

-Yeryüzü Demokrasisi barışı, ihtimam ve şefkati küreselleştirir. (22-25)

Bana göre bu ilkelerin geneli gayet mantıklı ve barışçıl bir yöntemdir. Çünkü bu ilkelere göre gezegendeki tüm her şey canlıların ortak kullanması gerektiğini ve insanların çıkarları üzerine kullanmaması gerektiğini savunmaktadır. Bu ilkeleri her canlı doğru ve mantıklı uyguladığı sürece hem doğamızı hem de gezegenimizi koruyup ona sahip çıkmış olacağız. Çünkü dünyamızı kirletmeden ve ona zarar vermeden yaşayıp gelecek nesillerimize sağlıklı bir dünya bırakmamız gerekmektedir. Bu yüzden bazı olaylarda bencil ve açgözlü olmamak gerekmektedir.

   Doğanın ekonomisini iyiye ya da kötüye çevirmek yine biz insanların elindedir. Ekonomi kelimesinin kökenlerinde ‘ev ‘anlamı vardır. Yani doğa bizim evimiz ve bu evimize en doğru şekilde bakmak zorundayız. Tabii biz insanoğlu daha fazla kazanmak ve en çok kendinin kazanması için evini yani doğayı ve gezegenini bile satan bir canlı türüdür. Bu bencillik ve aç gözlülük yüzünden sömürgecilik faaliyetleri, küreselleşmeler ve şirketler ortaya çıkmıştır. Bu ortaya çıkan tüm her şey kişilerin ve devletlerin kendi çıkarları uğruna ortaya attığı olgulardır. Bunlar hem doğa için hem de geleceğimiz için çok yanlış davranışlardır. Biz gezegenimizi yani evimizi seven bireyler olarak sahip çıkmamız gerekmektedir. Bunun içinde bazı politikalar ve fikirler ortaya atmak ve bu fikirleri ve politikaları hayata geçirmek zorundayız.

   Şirket küreselleşmeleri en çok gıda yönünde gezegene ve insanlara zarar vermiştir. Bu şirketler tohumların çeşitliliğini azaltmışlardır. Ve çiftçilere tohum köleliği yaptırmışlardır. Bu şirket küreselleşmeleri dünyanın her yerinde vardır. Fakat en çok bu şirketlerden etkilenen ülke Hindistan olmuştur. Burada birçok tohum çeşitleri, verimli toprakları (tarlaları), küçük çiftçiler ve normal statüdeki çiftçiler büyük zararlar görmüşlerdir. Bu zararları yok etmek isteyen insanlar (çiftçiler) eylemler düzenlemişlerdir. Bazen bu eylemler ya da eylemler dışında çiftçiler yaşamlarına son vermişlerdir. Bu olaylar ise insanları açlık tehlikesi ile baş başa bırakmaktadır. Bu insanlara karşı yapılan tüm dayatmalarda bir tür şiddet biçimidir. Kitapta, bu şiddet biçimine yazar Claude Alvares değinmiştir; “Üçüncü Dünya Savaşı olarak adlandırmıştır. Barış zamanında yürütülen emsalsiz; fakat en fazla ölü ve en fazla üniformasız asker içeren bir savaş.” (77) Bu görüş bana göre yerinde ve olması gereken ölçüde bir görüştür. Aslında insanlar ekonomik güvenlikten mahrum bırakılmıştır. İnsanlar bu küreseller şirketlere ve devletlere karşı gardını almalıdır. Çünkü ekonomik güvenliklerini, sürdürülebilir yaşamlarını, sağlıklı gıdalarını, rızıklarını, kişisel haklarını ve en önemlisi psikolojik sağlıklarını onlara karşı savunarak geri kazanmalıdırlar. Yeryüzü Demokrasisi ise bunun için vardır.

   Ekonomik demokrasinin sonunun gelmesini istemiyorsak küreselleşmeye karşı olmalıyız. Çünkü demokrasi halkın istekleri ve onların refah içinde yaşaması için vardır. Bu yüzden özgürlüklerimizden ve haklarımızdan hiçbir zaman vazgeçmememiz gerekmektedir. Küreselleşen şirketlerin yapmış olduğu toplantılardan da kitabın bazı bölümlerinde bahsedilmektedir. Bu toplantılardan birine örnek verecek olursak, Cancun’da düzenlenen bir toplantıda DTÖ’ye göre belirli kurallar düzenleniyor fakat bu kurallar hiç adil değil ve doğaya ihanet etmektedir. Bu toplantı yapıldığı zaman da ise bir çiftçi bu olaylara engel olmak ve bitmesini istediği için intihara teşebbüs etmiştir. Ve her yerde ‘DTÖ çiftçileri öldürüyor’, (111-169) diye sloganlar atılmıştır. Bu konulan kurallar ise yoksul ve küçük çiftçilerin tüm haklarını elinden almaya yöneliktir.

   Serbest pazarlar ise bana göre dolandırıcılık gibi bir şeydir. Çünkü kitapta da bahsedildiği gibi yoksulların tüm malları ve hakları ellerinden alınıp zenginlere aktarılması yüzünden bu görüşü düşünmeye itmektedir. Devletlerde kendi çıkarları uğruna halkını değil de küreselleşen şirketleri korumaya almıştır. Bence önce devletler kendi halkını koruma altına almalı ki tüm herkes refah içinde yaşamalıdır.

   Tohum çeşitlilikleri yaşam için önemlidir. Çünkü ne kadar farklı ve fazla gıda üretilirse yaşam bir nebze daha kolay yaşanılacaktır. Tohumlar kendilerini yeniden üreten ve çoğaltan bir şeydir. Çiftçiler için tohumlar hem mahsul hem de gelecek yıllar için ekilecek ürünlerdir. Tohumların özgürlüğü bu yüzden önemlidir. Bana göre tohum özgürlüğündeki amaç, şirketler halktan ve çiftçilerden tohumları alarak ve onları satarak para kazanmak istemeleridir. Tohumlar bu yüzden şirketler ve çiftçiler için önemli olmuştur. Her şeyden önce tohumun çeşitliliğini korumak, ekosistemler ve yaşam için önemli bir düzeydedir. Kitapta da buna uygun bir kesit vardır; “Tohum, gıda zincirindeki ilk halkadır. Ve tohumu saklamak bizim görevimiz, tohumları paylaşmak kültürümüzdür.”  (135)

   Ekosistemi ve tarım çeşitliliğini yok eden bir tarım türü ortaya çıkmıştır. Bu tarım türü ise endüstriyel tarımdır. Bu tarım türü çeşitli bitki türlerini yok ederek, gezegenimize zarar vermektedir. Bu çeşitlilik kaybı ise bana göre olumsuzluklar doğurabilmektedir. Bu şekilde dünyamıza zarar verdiğimiz sürece yakın gelecekte yaşayacak olacak nesillerimiz ve dünyamız çok büyük sorunlarla karşı karşıya kalması aşikardır. Çünkü bu endüstriyel tarım, suyumuzu israf etmekte, kirletmekte, toprağımıza zarar vermekte, kuraklıklara neden olmakta, hava kirliliğine ve sellere neden olmaktadır. Bu yüzden dünyamıza zarar verecek her türlü olaylardan ve politikalardan kaçınmak zorundayız.

   Kitapta emperyalist fikirlerden de bahsedilmektedir. Kitaba göre emperyalist fikir, kültüreli medenileştirme etkisi altında, kültürleri yok etmek ve insanları kimliklerinden yoksun bırakmaktır. Bu şekilde ölen kültürler tamamen kendilerini yok ederler ve olumsuzluklar sonucunda da şiddete eğilimli olurlar. “Yeryüzü Demokrasisi kültürü neyi nasıl üretip tükettiğime ve kendimize nasıl yönettiğimize yenden bağlar.”(163) Sürdürülebilir olmayan üretimler ve tüketimler, olumsuzluklar içeren ekonomiye sebep olmaktadırlar. Emperyalist küreselleşme ise çağın en büyük soykırımı olarak kabul edilir. Bu fikir yüzünden birçok çiftçi intihar etmiştir. Bana göre çiftçilerin intihar nedenleri, emperyalist küreselleşme, yapılan haksızlıklar ve endüstriyel tarım yüzünden çiftçilerin ektiği tarlalar değersizleştiriliyor. Bu yüzden de çiftçiler bunalıma girip intihar ediyorlar. Aslında el üstünde tutulması ve en çok değer görmesi gereken meslek grubu bana göre çiftçilerdir. Aynı zamanda çiftçilerin intihar etmesinde en büyük suçlular bana göre, şirketler ve çıkarı olan tüm bireylerdir.

   Umutsuzluk zamanında, İtalya’nın Torino şehrinde, 2004 yılında gıda toplulukların bir araya gelerek Terra Madre (Toprak Ana) (222) adında bir topluluk kuruldu. Bu topluluk ise, herkesin ortak şekilde birbirine bağlamıştır. Doğayı ve dünyamızı korumayı, küreselleşme ötesinde gelecek kurmayı hedeflemişlerdir. Bana göre dünyamızı, doğamızı, suyumuzu koruyan tüm fikirler doğrudur. Kitapta, Taitreya Upanishad sözü vardır: “Tüm yaratıklar gıdadan doğarlar. Canlılar gıdadan doğar, gıdayla yaşar, öldüklerinde gıdaya dönüşürler.”  (227) Yani burada aslında gıdanın bir yaşam kaynağı olduğundan söz etmiştir. Gıdamızı korumak ve ona sahip çıkmak bizim hayatımızı olumlu yönde etkilemektedir. Doğaya iyi davranmalıyız ki o da tüm güzelliklerini bizlere iletebilsin. Dünyamızı, doğamızı, suyumuzu, sürdürülebilir tarımı, tohum çeşitliliğini ve haklarımızı korumak bizlerin elindedir. Doğa, dünyaya ve tüm bu saydıklarımıza karşı olan bütün fikirlere, devletlere ve şirketlere karşı direnmeliyiz. Çünkü bize Allah’ın bahşettiği bu güzel dünyayı, doğayı, atmosferimizi kendimiz ve gelecek olan nesillerimiz için korumalı ve sahip çıkmalıyız. Kitabımız ise bunları bize farklı yorumlarla anlatmaktadır. “Yeryüzü Demokrasisi, gözümüzün önündeki perdeleri kaldırır, bize başka olasılıkları hayal etme gücü verir.” (254)